Ben, Ali Cahit Kutman, Feyzi Danış Kutman’ın oğlu olarak 1950 yılında İstanbul’da doğdum. Kutman Ailesi 1850 sonrası yıllarda Mürefte’nin yerleşik yerli ailelerinden biri idi. Babam, kök ve soyumuzun 350 yıl önce Kafkaslardan geldiğini söylerdi ancak dedem Ali Ahmet Efendi (Kutman) ve onun babası büyük dedem Ali Paşa(Kutman)’ın öncesine ait kayıtlar mevcut değil. Büyükdede Ali Paşa’nın 1830 gibi doğumlu olması gerek. Ondan öncesi belge olarak yok. Esasen Mürefte’nin geçirdiği deprem ve yangınlarda bugün mevcut olduğu kadar kayıt ve belgenin olması bile mucize.
Babam Feyzi Danış Kutman dedem Ali Ahmet Kutman’ın üç erkek iki kız beş çocuğundan biri idi. Aile Mürefte’de yerleşik olarak bağcılık, şarapçılık, kiremit ve tuğlacılık ve nakliyecilik yapıyordu. Mürefte’nin bugün 3500-4000 civarında olan nüfusu birinci dünya savaşı öncesi 10.000 civarında idi ve büyük çoğunluğu Rum & Yunan kökenli tebaadan oluşuyordu. Bağcılık ve Şarapçılık Müslüman ve Hristiyan vatandaşların birlikte yaptıkları bir üretim ve ticaret dalı idi. Zaten Avrupa’yı 1800 lü yıllarda kasıp kavuran, bağ asmalarının anaçlarını etkileyerek tamamen kurutan, flok sera (Reblaus) asma hastalığı nedeniyle Avrupa’da üzüm ve özellikle şarap sıkıntısı çekildiği dönemde Osmanlı’nın yılda 300.000.000 litreye varan şarap ihracatı yaptığını okuyoruz. Türkiye’de bugün tamamı kayıt altında 55-65 milyon litre şarap üretiliyor.!!
Öğrenimini Galatasaray Lisesi ve İstanbul Hukuk Fakültesinde tamamlayan babam Feyzi Danış Kutman ilk önce hakimlik mesleğine başlar. 12 yıllık İpsala ve Bandırma Sulh Hakimliğinden sonra dedem tarafından Mürefte’ye çağrıldığı için istifa ederek aile uğraş dalı olan bağcılık ve şarapçılığa girişir. Yani 1943-44 yıllarında hakimliği bırakarak ticarete atılmıştır. 1949 yılında annem Bedia Nuriye ile evlenir ve ben büyük çocuk olarak doğarım. Dedemin diğer erkek çocukları da aile mesleğini sahiplenirler. Büyük amcam Danış Kutman Fransa’da Ziraat Fakültesinde şarapçılık tahsil etmiştir, ortanca amca Nihat Ahmet Kutman ise (ikisi de babamdan büyüktür) Almanya Geisenheim Üniversitesinde Bağcılık ve Şarapçılık tahsili yaparak Türkiye’ye gelir. Nihat Ahmet Kutman bugün Doluca Şaraplarının kurucusu olarak bilinmektedir. Kısaca üç kardeş kısa zamanda ortaklıklarını ayırarak kendi yollarına giderler ve kendi şaraplarını kendileri pazarlarlar. Babam yalnız adam olarak (geç evlenmiştir, çocukları küçüktür) şişeli şarap yapmaz şişeli şarap üreten şaraphaneler için dökme şarap üretir ve şaraplarını fıçı ile satardı. O dönemde dökme şarap üreticisinden fıçı ile şarap alıp şişeleyen ve piyasaya, bakkala, tekel büfesine satan bir çok orta ve küçük işletme vardı. Ağırlıklı olarak Mürefte’li üreticilerden fıçı ile şarap alırlar bu şarapların son filtrasyonunu yaptıktan sonra kendi etiketleri ile şişeleyerek pazarlarlardı. Yeri gelmişken bu insanları hatırlamak ve anmak da isterim. Boğaz Arnavutköy’de Lavrendoğlu, Şişli Çağlayan’da Minas Vlasyadis, Kabataş Fındıklı’da Yani Marangoz, Beşiktaş Köyiçi’nde Mösyö Angelos, Boğaz Kuruçeşme’de Marmara Kollektif Şirketi sahibi Saim Okay bu sektörde faaliyet gösteren vatandaşlardı. Bugün gelinen noktada gerek koşulların değişmesi ile gerekse fıçı ile dökme şarap ticaretinin yasaklanması ile bu küçük, sevimli ve hayatımıza renk katan işletmeler ortadan kayboldu. Çoğu Rum asıllı olan bu vatandaşlarımız doğal olarak öldüler veya ölümden önce bu işi bıraktılar, bir kısmı da ne yazık ki Yunanistan’a yerleşti. Burada onları anmayı görev saydım.
Babamın ailesini bu şekilde geçindirdiği senelerde ben 1950 yılında doğup İlkokulu Fatih Taşmektep’te okuyup Avusturya Lisesine girdim. Babamın tercihi İstanbul Erkek Lisesi idi ama ben laf anlamayan çocuk olarak Avusturya Lisesini kazandım ve oraya kaydoldum. İnişli çıkışlı haylazlıklar da içeren Avusturya Lisesi yıllarım sene kaybetmeden 1969 da mezuniyet ile sona erdi. 1970 senesinde
Viyana’ya giderek Viyana Üniversitesi İşletme Fakültesine (Hochschule für Welthandel) kayıt yaptırdım. 1977 yılında babamın ölümüne kadar Viyana’da okudum, lisans öğrenimimi tamamladım ve babamın aslında erken kaybı ile yurtdışı yaşamımı uzatmadan Türkiye’ye döndüm. O güne kadar babama daima arka çıkan ancak babamın işinin ve zamanının büyük bölümü işi gereği Mürefte’de geçtiği için kalıcı olarak Mürefte’ye gitmek istemeyen annem (İstanbul’da oturuyor ve yaz aylarında okullar kapanınca Mürefte’ye gidiyorduk, babam kışın da zamanının yarısını Mürefte’de yalnız geçiriyordu) mutlaka babamın işini devam ettirmemi istedi. Halbuki pekala, yurdışında eğitimini tamamlamış, Almanca’yı fevkalade İngilizce’yi de iyi denecek düzeyde konuşan ve yazan bana, git kendine iyi maaşlı bir iş bul, kariyerini böyle başlat, diyebilirdi, demedi, baba işini yapmamı istedi. Demek ki benim de gönlüm o yönde imiş ki baba işini yapmaya karar verdim. Babam sadece Mürefte’de işyeri olan bir tacirdi. Ben İstanbul’da da bir işyerim olması gerektiğini düşünerek başlangıçta merkezi bir semt olan Okmeydanı’nda bir işyeri kiraladım. Mürefte’den fıçı ile getirdiğimiz şarapları burada şişeye koyuyor ve satıyorduk. Zaman içerisinde işlerin genişlemesi ile birlikte Arnavutköy’de bir işyeri inşa ederek çalışmaya başladık. Bugün halen bu işyeri Cahit Kutman İstanbul Dolum Tesisleri olarak hizmet veriyor. Yurtdışı olan yoğun temasım ve lisans bilgilerim nedeniyle Almanya, Avusturya ve İtalya’daki üreticilerle yakın temasım giderek arttı. Gerek ithal makinalar gerekse know how olarak giderek yoğunlaşan bu yakınlık sonucu Almanya’da bir pazarlama şirketi açtık. Yaklaşık 6 yıl buradan Almanya, Hollanda ve Belçika pazarına mal sattık ancak satışların sadece orada yerleşik Türk vatandaşlara hitap etmesi işlerin umduğum gibi gitmesini önledi. Alman pazarı zor bir pazardı da, rekabet çoktu. O dönemlerde küçük kardeşim olan Adnan ile birlikte çalışıyorduk. Babadan kalan bir avuç işletme ve bağ bahçe bizim bu işi o aşamada birlikte yapmamızı gerekli kılıyordu. Hayat mesleki olarak yeni başlıyordu ve fikren uyuşmasan da ayrılık için doğru zaman değildi. Birlikten kuvvet doğar anlayışı ile birlikte çalışıyorduk.